KAHRAMAN
Soğuk bir kış akşamıydı. İnsanlar işlerini halletmek için etrafta koşuşturuyorlardı. Her yer bembeyaz karlarla kaplıydı. Sıcak bir şöminenin başında mayışmak üzereyken gözüm masada hazırlanmış olan envaiçeşit yiyeceğe takıldı. Kızarmış tavuklar, içecekler, salatalar, kurabiyeler, meyveler ve daha nicesi gözümü kamaştırıyordu. Karnımdan gurul gurul sesler geliyordu. Çok acıkmıştım. Ağzım sulanıyordu. Açlığıma yenik düşerek masadaki tavuğa uzandım. Tam yemeye hazırlanıyordum ki, havlama sesleri ile irkilerek gerçek dünyaya döndüm. Etrafıma bakınca leziz görünen sofranın ve sıcak şöminenin bir rüya olduğunu fark ettim. Soğuktan uyuşmuş olan bedenimi zor da olsa harekete geçirmeyi başarmıştım. Minik adımlarla önümdeki sokağa ilerledim.
Bu sokağı daha önce hiç görmemiştim. Sokakta bir sürü dükkânlar ve evler vardı. Bu dükkânların renkleri cıvıl cıvıldı. Sarı, pembe, mavi, kırmızı… Hepsi birbirinden güzeldi. Biraz ilerideki rengârenk dükkân dikkatimi çekti. İçeri girdiğimde bir çan şıngırdadı. Ayak sesleri, tahtalardan gelen gıcırtıya eşlik ediyordu. Dükkân sevimliydi. İçeriyi loş bir ışık aydınlatıyordu. Rengârenk, büyüklü küçüklü şekillerde taşlar vardı. Anladığım kadarıyla bir taş koleksiyoncusunun dükkânıydı. Çanın neşeli sesi, dükkânın sahibini kapıya getirdi. Adam dost canlısı birine benzemiyordu. Sapsarı saçları, kapkalın kaşları ve upuzun bıyıkları vardı. Beklemediğim bir anda,
“Seni pis şey! Ne yapıyorsun burada, bu dükkâna nasıl girdin?” dedi. Beni tuttuğu gibi dükkândan dışarı fırlattı. Kafamı bir taşa çarptım. Bayılmışım. Güneş ışığı ile gözlerimi açtığımda, kendimi bir çınar ağacının gölgesinde buldum. Nasıl olmuştu, kim beni buraya getirmişti bilmiyordum. Birden, akşam olanlar aklıma geldi ve o adama çok sinirlendim. Ne vahşi bir adamdı! Benim de bir kalbim vardı ve canımı sokakta bulmamıştım. Kimsenin bana hunharca zarar vermeye hakkı yoktu.
Birinin bana yaklaştığını gördüm. Adamın siyah saçları vardı. Laciverte çalan, mavi renkte bir pantolon giymişti. Elinde kırmızı renkte, beyaz puantiyeli bir tasma vardı. Gözümü tasmanın ucuna doğru kaydırdığımda, bir köpeğe bağlı olduğunu gördüm. Köpek çırpınıyordu. Adam onu nereye götürüyordu? Köpek ise istemiyor gibiydi. Yere yatıyordu, havlıyordu, tasmayı ısırıyordu ama nafileydi. Adam köpeği bırakmaya hiç niyetli değildi. Onun inleyen sesine daha fazla dayanamayıp peşlerine takılıverdim. Bu işin sırrını çözmek için sessizce izledim. Köpeğin acı bağırtılarına dayanamıyordum. Adama “Canavar” deme kararı aldım.
Az sonra bir köpek barınağına girdiğini gördüm. Canavar köpeği zorla barınaktan içeri soktu. Tabii ben de kimseye görünmeden… Burası depo gibi bir yerdi. Kazma, kürek ve çeşitli eşyalar vardı. Kapı deliğinden olanları izlemeye başladım. Barınakta çalışan insanlar köpeklere bağırıyorlardı. Bazıları ise köpekleri sıraya diziyor, gelen başka birisi sırayla köpekleri bir odaya alıyor ve kısırlaştırma işlemi yapıyordu. Bazıları köpekleri yıkıyordu. Fakat gördüğüm kadarıyla köpekler bu durumdan hiç memnun değildi, çünkü köpekleri yıkadıkları sudan dumanlar çıkıyordu. Demek ki su, çok sıcaktı ve köpeklerin canlarını yakıyordu. Bazı köpeklere ise aşı yapılıyordu. Arkaya bakınca bir grup köpeğin vahşi insanlar tarafından şiddete maruz kaldığını gördüm. Kimisi köpeklere kırbaçla vuruyordu, kimisi tekmeyle!
Olanları görünce kalbim sızladı. Bu görüntüleri daha fazla görmemek için gözlerimi kapattım. Birkaç saat sonra insanların yavaş yavaş dağıldığını gördüm. Anladığım kadarıyla iş çıkış saatiydi. Orada bulunan köpeklere yardım etmeliydim! Gece boyu dişlerimi kullanarak demirleri kırmaya çalıştım. Bunu gören köpekler havlamaya başladılar. Köpeklerin gözlerine baktım. Gözlerinde bir umut vardı ve ben bunu görebiliyordum. Umutlarını boşa çıkarmamalıydım. Depoya girdim ve orada demiri kırabileceğim bir şey aradım.
Depodan çıkınca bir güvenlik görevlisinin etrafta gezinip köpekleri kontrol ettiğini gördüm. Galiba görevli çıkardığım sesleri duymuştu. Hemen saklandım. Gece boyu çalıştım. Fakat artık dayanacak gücüm kalmamıştı.
Sabah insanların bağrışmaları ile uyandım. Kapı deliğinden dışarıya baktım. Köpeklere yine eziyet ediyorlardı. İçim kanayarak izledim. O canilerin içinde Canavar da vardı. Canavar’ı görünce gözlerim doldu. Gözyaşları içinde geri çekildim. Bekledim. Yine delikten baktım.
Etraf sakindi, dışarı çıkmaya karar verdim. Tam barınaktan dışarı çıkarken arkamdan gelen ses beni hızlandırdı: “Heyyy! Kaçıyor, yetişin!” Ayaklarım birbirine dolanmıştı. Ne yapacağımı bilmiyordum. Koştukça koştum…
Aradan zaman geçince barınağa döndüm. Yavaşça yaklaştım. Ön kapıdan giremezdim. Arka taraftan dolaşmaya karar verdim. Bir boşluk buldum. Kendimi içeriye attım ve saklanacak bir yer buldum: temizlik odası. Nefes nefese kalmıştım. Kapı deliğinden dışarıya baktım, bakmaz olaydım! Dışarıda bembeyaz, uzun sakalları olan bir adam elindeki kürek ile bir köpeğe vahşice vuruyordu. Köpeğin acı bağrışları… Kaçmaya çalışıyor ama yapamıyordu. Bir insan nasıl bu kadar vahşi olabilirdi? Keşke köpek ve adam yer değiştirseydi! Köpeğin neler hissettiğini adam da hissetseydi! Her vuruşta gözlerim kapanıyordu, dilimi ısırıyordum. Bağırmamak için dişlerimi birbirine kenetledim. Adam yanındaki arkadaşına kaş göz işareti yaptı. Gözlerimi köpeğe doğru kaydırınca köpeğin yerde hareketsiz yattığını gördüm!
Konya’da bir köpek insanlar tarafından katledilerek öldürülmüştü! Beyaz sakallı adam köpeği arka ayaklarından tuttuğu gibi sürüklemeye başladı. Gözlerim dolmuştu ve ağlamamak için zor duruyordum. Nafileydi. Gözlerimden yaşlar boşalmaya başladı. İnsanların içinde azıcık merhamet, sevgi, şefkat yok muydu? Hiç vicdan azabı çekmiyorlar mıydı? Nasıl yapıyorlardı böyle bir şeyi? Nasıl, nasıl? Adam köpeği arka kapıdan dışarı çıkardı. Sonrasını göremedim.
Bir köpeğe eziyet edenler ikinci bir köpeğe de eziyet etmez miydi? Benim ne yapıp, ne edip diğer köpekleri kurtarmam gerekiyordu. Hani bir söz vardır ya “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” YAŞAMASIN! Bir canlıya eziyet eden vahşi insanlar yaşamasın! İçimdeki öfke büyüdükçe büyüdü. Gözyaşlarım döküldükçe döküldü. O anları gördükçe kalbim kırk yerinden bıçaklandı. Bu gece tüm köpekleri kurtarmak zorundaydım ve bunu kendime bir vazife kabul ettim.
Geceye kadar temizlik odasında idare etmiştim. Yavaşça demirliklere yaklaştım ve dişlerimle demirlerin arasını açmaya çalıştım. Demirler hafiften yerinden oynadı. Hemen depodan kürek aldım. Kürekle demir parmaklıkların arasını gevşetmeyi başardım. Hepimiz bir olup kapıyı var gücümüzle ittik. Kapı güçlükle ardına kadar açıldı. Hepimiz koşuyorduk. Aklıma bir zamanlar benim de esir bir köpek olduğum geldi. O gün arkadaşlarımın gözünde “Kahraman” ilan edilmiştim. Artık sokaklarda birlikte havlıyor ve oyunlar oynuyorduk. Çok mutluyduk.
Başarıların daim olsun. Daha nicelerine
Tebrik ediyorum Irmakcığımm
Tebrik ediyorum Irmakcığımm çok duygulandım..
Başarıların daim olsun çiçeğim
Daha nice başarılara
Gerçekten harika bir yazı olmuş. Eline sağlık.