Bu insanlar da ne yapıyor böyle? Nedendir hepsinin yüzündeki aynı ifade? Ağlıyor bazıları, üzgünlük mü yoksa? Mutlulukta olabilir pekâlâ. Bazısının yüzündeki ise çok başka… Acımasızlık sanki. Doyumsuzluk. İtaatkârlık. Şımarıklık belki. Ama her ne olursa olsun, sevmedim onları. Acı çektiriyorlar onlar, sürekli etraftalar. Diğerleri ise saklanıyor. Bir görünüyor, bir kayboluyorlar. Ben de öyleyim galiba. Eller taşıyor beni, bilmiyorum ki güveneyim mi… Bir oraya koşturuyor anneciğim, bir buraya. Gerçi, annem mi ondan da emin değilim ya.
Ne olduğunu bilmediğim şeyler var etrafta, küçük kıvılcımları andırıyorlar adeta. Hoş gözüküyorlar, ama kaçıyoruz onlardan. Korkuyor ve kurtulmak istiyoruz. Anlamıyorum onları, nedir bu birbirine sahip olma ve hükmetme sevdası? Ağlıyorum şimdi, kim olduğundan bile emin olmadığım bir kadın sakinleştirmeye çalışıyor beni; okşuyor, bağrına basıyor, ağlıyor. O da ağlıyor. Herkes gibi ağlıyor. Daha içli ağlıyor, korumak istiyor yavrusunu. Belki yavrusu bile olmayan, ona canı pahasına koruması için emanet edilmiş bu miniği. Korumak istiyor… Biraz sonra, artık sonuna kadar güvenmem gerektiğini anladığım o çaresiz, umutsuz ama korunaklı ellerden koparıyor biri beni. Arkamdan ağladığını duyuyorum anneciğimin. Anneciğim olmasını istediğimin… Öylesine seviyordum ki onu, daha doğar doğmaz ne çok sevmiştim onu… Bende ağladım onun arkasından; bağırarak, çağırarak ve beni tutan o şefkatsiz ellerde olmak istemediğimi belirtecek şekilde tepinerek. Bitsin istiyordum bu eziyet, anneciğime dönmek, sıcak bir yuvada; bir bebek nasıl davranırsa öyle davranmak ve büyükler tarafından sevilmek istiyordum. İmkânsızdı ama o kadar imkânsızdı ki hem de… Bu yabancı ellerden kurtulabilmem, insanların hangi tarafta olurlarsa olsunlar yüzlerindeki apaçık görülebilen o üzgünlüğün dinmesi ve henüz keşfedemediğim daha birçok şeyin olabilmesi; eminim ki imkânsızdı…
İmkânsızlıklar büyüyordu bir yığın gibi, ardı arkası kesilmiyordu hiçbirinin. Her şey anlamsız gelmeye başladı gözüme sonra. Bir bebeğin gözünden bu karmaşa nasıl anlamsız görünüyorsa, öyleydi bu da. Beni elinden geldiğince sarıp sarmalamaya çalışan, kirli ama sonuçta var olan kundağım; az buçuk çıkmış tel tel saçlarım, sadece bir teki olan patiğim ve ben. Hepsi eninde sonunda, yitirecekti önemini nasılsa. Ama sanıyorum ki; bu karmaşa hep devam edecek, sayesinde verilen anlamsız kayıpların ise ardı arkası kesilmeyecekti…
Çok güzel olmuş kalemine sağlık