KARANLIK İLE ZİFİR
Karanlık’ hazırlanmış şehrin son ışığının sönmesini bekliyordu ve nihayet o da sönmüştü. Birazdan yeni maceralar için ‘Zifir’ ile buluşacaktı.Karanlığın yegâne dostudur Zifir. Bu yüzden Ay’la arası hiç yoktur. Onlar faili meçhul cinayetlerin tek şahididir.
Karanlık, zifirin arkasına saklanmış dar bir sokaktan içeri girmişlerdi. Ürpertici uğultular tedirgin ediyor, konuşmadan yürüyorlardı. Bilmedikleri bir yerdi burası ıssız ve sakin… Yıkık dökük, barakaya benzer bir şeyler vardı. Tuhaf şeyler oluyordu ve az önceki sessizlikte sona ermişti. Bir insan vardı ve bir şeylerle uğraşıyordu. Belli ki işi aceleydi… Ne yapıyordu bu insan, yangından mal kaçırırcasına… İnsanda cehalette sınır yoktu ve bu sefer hangi sınırsızlıkla karşılaşacaklardı acaba?
Yaklaştıkça daha da belirginleşiyordu vahşetin boyutu. ‘Karanlık’ tedirgin, ‘Zifir’ her zaman olduğu gibi düşünceliydi.
Zalimin bir porsuktu elindeki. Üstünkörü gerdirilmiş bir ipte arka bacaklarından asılı duruyordu. Atomla misket oynayan çocukları kandırıp ortalığı kana bulayan zihniyetin eline düşmüştü bir kere. Timsahın ağzına düşse de tek bacağı, yine de kurtulma ümidini yitirmeyen geyik gibiydi porsuğun çırpınışları… Bu direniş, yorgunluğunu bir kat daha artırıyordu sadece. Kararlıydı yaratılanların en yücesi olan ama davranışlarıyla hayvandan da daha aşağılara inebilen; alacaktı o deriyi, umurunda değildi karşısındaki porsuğun çaresizliği. Derisine işleyen her bıçak darbesi acısını artıyordu ve bekleyişleri gününü tamamlamış bir kelebek gibiydi.
Bir çöp konteynırına atılmıştı, hayatı elinden alınan. Aslında en korkusuz hayvanlardandı fakat direnemedi insanoğlunun vahşeti karşısında. Birkaç dakika sonra bir tarafta şaşalı dolapları süsleyecek olan deri ve diğer tarafta kendisini terk ettiğinde postu, bir canlıya bile benzemeyen son nefesini saniyeler önce veren porsuk… Şu an görülen bir porsuktu evet ama sadece o değildi vahşete dâhil olan. Tavşan, mink, tilki, panda ve daha binlercesi katlediliyordu zenginin zevki için. Dişi için suratının yarısı kesilen ve beyin kısmı zarar görmediğinden bir süre hayatta olan fil vardı mesela. Canlı olmalıydılar, değerini yitirmemeliydi kürk ya da diş…
Sahipsiz kalan ama etiketine en büyük rakamlar işlenecek olan deri dile geliyordu; kimi zaman bir doğum günü hediyesi, kimi zamansa alışveriş krizine birebir gelen oluyordu. Aynada kendine bakarak tezgâhtara yakışıp yakışmadığını sorarken; deri, ait olduğu yeri düşünüyordu. Hâlbuki o en çok porsuğa yakışıyordu. Boşunaydı bu lüzumsuz, anlamsız tartışma, boşunaydı kendisinin üzerindeki anlamsız dikişler. O zaten bir bütündü ait olduğu yerde. Kürklü kadın bir can daha kazanmıyordu onu giyince lakin hayatını kaybediyordu çöp konteynırında kapanan göz.
Karanlık ve Zifir oradan hızlıca uzaklaştı. Karanlık, Zifire dönerek; sahi ne oldu bu insanlığa? Ne oldu da denizler kıyısına balıkları değil de çocukları vuruyor. Söyler misin bana üstat; kanadı kırılmış kuşlar, neden alıkoyulur özgürlüğünden… Ne oldu da herkes birbirine düşman oldu, kutuplaştırıldı?
Gün ağarken vedalaştı Karanlıkla Zifir. Sıkıca sarıldı Karanlık, Zifire; sakın beni bırakma diye fısıldadı. Ama bilmiyordu; gün gelecek Zifir’de ölecekti. Onları ayıran da insan olacaktı…