Asıl Önemli Olan(2.Bölüm)
…Genç çocuk, onu fırtınadan kurtardığı için adamın iyi biri olduğunu düşünüyordu. Ortalık yerde duran yüksek miktardaki para, ipek kumaştan battaniyeler, kadife koltuklar, evi saran lezzetli yemek kokusu ve yoğun sıcaklık onun zengin olduğunu gösteriyordu. Belli ki adam paranın kokusunu seviyordu ve evin belli yerlerine güzelce sayılmış para demetleri yerleştirmişti. Özellikle yerdeki paralar adamın savurgan biri olduğunu ve parasına değer vermediğini düşündürtmüştü. Birkaç kuruş eksilse fark edilmeyecek, yerine yenileri eklenecekti.
Genç çocuk, battaniyeyi yukarı doğru çekip yüzündeki sinsi gülümsemeyi saklamaya çalıştı.
Adam elinde biraz yemek ve sıcak kahveyle çocuğun yanına geldi. Genç çocuk ona verilenleri sahte bir içtenlikle kabul edip yüzündeki gülümsemeyi utangaç birininkine benzetti. Az önce neden yüzünde geniş bir gülümseme olduğunu hatırlamak istemiyordu.
Adam, çocuk istemediği sürece onunla konuşmuyordu. Fazla soru sormuyor, çocuğu olabildiğince rahat ettirmeye çalışıyor gibi görünüyordu. Yaklaşık bir saat kadar genç çocuk adamın içi güzelce döşenmiş evini ve adamı incelemişti. Genç adam çocuğun gözünde vicdan sahibi biriydi. Öyle olmasaydı onu evine almazdı. Gerçi bir anlık adamın boşluğuna geldiği için eve girebilmiş gibi hissediyordu çocuk. Babasıyla anlaşamayan bir çocuk olarak karşısındaki adamın da ailesiyle ilgili problemleri olduğunu anlamıştı. En son ne zaman görüştüklerini merak ediyordu. Yoksa bu adam için de en değerli şey aile dışında bir şeyler olabilir miydi?
Genç çocuk çok önceden hayattaki en önemli şeyin para olmadığına kendisini inandırmıştı. Öyleyse neden alnından soğuk terler damlıyordu. Aklından geçen düşünceler ateş basmasına neden olmuştu. Titreyemeye başladı. Durmalıydı. Yoksa ev sahibi asıl amacını anlayacaktı.
Genç çocuk göz ucuyla adama baktı. Okuduğu kitap dalmış, dünyadan bihaberdi.
Çocuk derin bir nefes alıp yavaşça ayağa kalktı. Adamın arkası zaten ona dönüktü. Eğer yeterince sessiz olursa…
Genç adam, sobadaki alevlerin azalmasıyla oturduğu sandalyeden kalktı ve yeni odunları yaktı. Tam yerine geçecekti ki alışkın olduğu düzeni bozarak saatler önce evine aldığı genç misafirini hatırladı. Misafiri gencecik yaşında büyük acılar çekmiş birine benziyordu. Bu yüzden adam çocuğa sorular sorarak onu incitecek bir davranışta bulunmaktan çekinmişti. Çocuğun olması gereken yere baktı. Adam gördüğü boşluğu anlamlandıramayarak kaşlarını çattı. Belki de bütün bu sınıf ayrımı mevzularını ve üzerine yüklenen sorumlulukları kaldıramayarak kaçtığı bu yerde yüzlerini unutmaya başladığı ailesi tarafından bulunmaktan o kadar çok korkmuştu ki aklından dikkatini dağıtacak bir arkadaş yaratmıştı.
Sonra bakışları kapının önünde yere usulca bırakılmış battaniyeye takıldı. Kapının önünde olması gerekenden fazla erimiş kar vardı. Adam gözlerini ovuşturdu ve doğru gördüğünden emin olmaya çalıştı. İçeri hırsız girmemesi için daima taktığı kapı sürgüsü açıktı.
Adam evin etrafına dağılmış paraları en son bıraktığı yerde bulmayı bekliyordu ancak orada değillerdi. Sadece kitap okurken oturduğu sandalyenin yakınındaki paralar her zamanki yerindeydi.
Adam emin olmak için her yere bakındı fakat ne genç çocuğu ne de uzun bir süre yerine yenisi gelmeyecek paralarını bulabildi. Paraları çaldırdığını ailesine nasıl açıklayacaktı. Her zaman parasına değer veren biri gibi görünmüştü fakat bu durum karşısındaki dikkatsizliği onun gerçek yüzünü ortaya çıkarmayacak mıydı? Hayattan zevk alan bu maskesi, paraların kokusunu seven bu adamın maskesi çatlamayacak mıydı? Oluşturduğu para düşkünü kişiliğini kaybederse kendini kim olarak tanımlayacaktı?
Bunun olmasına izin veremezdi. Bir kez daha oluşturduğu bu kişiliği kaybetmeye korkuyordu. Çaldığı paraların yerine yenisi gelmeyecekti ancak ailesi onu bir kenara atarsa onun yerine daha iyi bir çalışan getirteceklerdi.
Babasının aylık gönderdiği parasını geri bulmalıydı.
Adam, beynine kan sıçramış halde yerinde olmayan kalın kabanını aramaya başladı. Genç hırsızın hiç fark ettirmeden onu da çaldığını anlaması çok da uzun sürmedi. Üzerindeki evin sıcak olmasından dolayı ince olan kıyafetlerle dışarı çıkmak zorunda kaldı. Kapıyı açtığı an bunun kötü bir fikir olduğuna emindi. Şimdi geri dönerse de refah içindeki hayatına elveda demek zorunda olacağını da biliyordu. Düzgün düşünemeyen aceleci haliyle dışarı bir adım attı. Bir bacağı bir buçuk metrelik karların içine girdiğinde acıyla yüzünü buruşturdu. Diğer insanların her gün hissettiği bu muydu? Adam bunları tecrübe etmek istemiyordu. Onun bir farkı olmalıydı. Şu anda bu fırtınada bile çalışan insanlar gibi ortalıkta dolaşmak yerine evinde kahvesini yudumluyor, etrafa dağıttığı paraların güzel kokusunu içine çekiyor olmalıydı.
Adam dişlerini sıktı ve soğuğa dayanmaya çalışarak hafifleyen fırtınanın, yoğunlaşan sisin içinde yürümeye başladı. Çocuk nereye gitmiş olabilirdi? Evleri köyden uzaktaysa adam köyden uzağa bir yere yürümeliydi. Sisten kaynaklı nereye gittiğini bilmese de yön kavramına güvenerek ilerlemeye çalıştı.
Kısa süre sonra parmakları kıpkırmızı olmuş, dudakları morarmıştı. Karın içinden geçtiği yerlerde arkasında bir yol oluşturmuştu. En azından bu sayede evin yolunu bulabilecekti ama öncelikle acilen ısınacak bir yer bulması gerekiyordu.
Biraz daha ilerleyince titreyen bedeniyle küçük bir kulübenin önünde durdu. Kapıyı tıklattı. Kimse cevap vermeyince kapı kolunu çevirdi ve içeri girdi. Duaları kabul olmuş, sobası yanan bir yer bulmuştu. Hemen sobanın yanında durdu. Evin sahibi neredeydi bilmiyordu fakat ev sahibi geldiğinde ona teşekkürlerine dile getirecekti. Belki çaldırdığı parasını bulmaları için polise haber bile verdirebilirdi. Sonuçta onun dışındaki herkes köylülerle daha iyi anlaşırdı. Onu dinlemezlerdi fakat belki bu kulübenin sahibi halden anlar biri çıkar da ona yardımcı olurdu.

