Asıl Önemli Olan (3.Bölüm)
Adam derin düşüncelere dalmışken birdenbire içeri iri yarı bir adam girdi. İçeri giren bu kişi muhtemelen buranın sahibiydi. Taşıdığı yakacaklardan neden bu havada dışarı çıktığı anlaşılmıştı. Genç adam ayaklanıp yapacağı konuşma için ağzını açtı. Onu görünce yüzü öfkeden kıpkırmızı olan iri yarı adam onu dinlemeden hemen üzerinde küçük bir kilit olan girişteki dolabın çekmecesini açtı. Çekmece bomboştu. Öfkeli bakışların hedefi genç adamdı.
Genç adam yaşanan yanlış anlaşılmayı geç fark etti. Kendisine açıklama fırsatı bırakılmadan bir güzel dövüldükten sonra dışarı atıldı. Genç çocuğun düştüğü durum da bunun bir benzeri değil miydi? Adam bir anlık empati kurmaya çalıştı ancak kendini iri yarı adama daha yakın hissediyordu. Genç hırsızı bulup onu kapısının önünde soğukta bırakmak istiyordu.
Hırsından aklını kaybetmişti. Kendi dikkatsizliğini ve genç çocuğu affedemiyordu.
Soğuktan titreyerek yara bere içinde güç bela evine döndüğünde bile ilk düşündüğü evdeki para kokusunun eksikliği olmuştu.
Kaybettiği paraların şimdiden uğursuzluk getirdiğini hissediyordu. Paraları olmadan mutlu olamayacaktı. Başka hiçbir şeye ihtiyacı yoktu.
Genç adam evine geldikten sonra yaralarını temizleyip sobanın önünde battaniyeye sarıldı. İçindeki büyük dertten uyuyamayacağını düşünse de yorgunluktan gözleri karanlığa kapandı.
O gün hava karardıktan sonra fırtına tekrar şiddetini arttırdı. Adam sertçe tıklatılan kapı sesiyle yerinden sıçrayarak uyandı.
Uyku sersemliliğiyle bugünün her zamanki günlerden biri olduğunu düşünse de aslında öyle olmadığını hatırladığı an gözleri kocaman açıldı. Koşar adım kapıya ulaştı ve kapıyı aralayarak dışarıda kimin olduğunu görmeye çalıştı.
İnce kıyafetler giymiş yirmili yaşlarında biri kapıda bekliyordu. Başında eskimiş hırkasının kapüşonu vardı ve kıyafetlerinin kimi yerleri yırtık kimi yerleri yamalanmıştı. Elinde içi dolu bir çöp torbası tutuyordu. Gencin başı sanki bir şeyden mahcup olmuş gibi yere eğikti. Öyle olsa bile dikkatli bakınca bu kişinin genç çocuğa, ya da genç hırsız mı denmeliydi, çok benzediğini fark etti. Hatta kıyafetlerinin benzerliği karanlıktan kaynaklı yaşından büyük gözükmesine yol açtığını düşünmesine neden oldu. Evet, bu kesinlikle genç çocuk olmalıydı. Adam, çocuğun bir kez daha adamın saflığından ve dikkatsizliğinden yararlanarak onu soymaya geldiğini fikrini aklına getirdiği an kapıyı karşı tarafın konuşmasına fırsat vermeden yüzüne kapattı.
Derin bir rahatlamayla çocuğun bir süre o soğukta beklemesini, onun yaşadığı acıyı hissetmesini istedi. Bir an bile genç çocuğun paraları çalmasının nedeninin bir kez olsun rahat yaşamak olduğunu düşünmedi. Eve yemek getirme derdi olmadan, yarın gözlerini açıp açamayacağını bilmeden uyumanın verdiği hissi yaşamadan, kendisini yetersiz hissetmeden yaşamak istemenin ne olduğunu adam aslında birkaç saatliğine tecrübe etmişti. Yine de tavırları ailesine karşı duyduğu korkuya göre biçimleniyordu. Adam, vicdanı sızlasa bile kapıyı açmadı. Emindi ki şimdiden bütün paraları çocuk harcamıştı ki yine hırsızlık yapmaya gelmişti. Adam aynı numaraya iki kez kanmayacaktı. Onu acımasız biri haline getiren hayattı. Kendini bu şekilde avutarak çocuğu dışarıda bırakmayı umursamaktan vazgeçti.
Sobayı söndürdü ve sıcak yatağına çekildi. Yarım uykusuna kaldığı yerden devam etti.
Uyandığında öğlem olmuştu. Hava hâlâ soğuktu ama kar fırtınası nihayetinde durmuştu.
Adam parasını bulmak, hakkını almak için insanların arasına karışıp köyden yardım istemesinin tek çare olduğuna karar vermişti. Bunun için hazırlanıp kapıyı açtı. Başta ilginç bir şey dikkatini çekmedi. Olağandışı bir şey olmamalıydı zaten. Yine de… Doğrusunun bu olmasına rağmen ona doğru koşan kişiyi görmemek elde değildi. Genç çocuk üzerinde her zamanki ince kıyafetleriyle yüzünde büyük bir endişeyle buraya geliyordu.
Adam önce öfke hissetti. Sonra onu soğukta bırakarak cezasını verdiğini düşünerek az da olsa kalbi sızladı. Ondan paralarını geri istemeyi de düşündü. Gerekirse zorla alacaktı.
Adam ileri doğru küçük bir adım attı. Ezilen karların çıkardığı sesin yerine bir hışırtı duydu. Karın verdiği histen daha farklı bir his vermişti üzerine bastığı şey.
Ayağını çekti. Başını eğdi ve üzerine bastığı şeyin bir çöp torbası olduğunu gördü. Çöp torbasını sıkıca tutan bir genç ayaklarının önünde yana kıvrılmış bir şekilde yatıyordu. Kar üzerinde ince bir örtü gibi duruyordu. Genç çocuğa benzeyen yirmili yaşlarındaki bu kişi dün kapıda bıraktığı kişiydi.
Adamın bunu fark etmesi buz gibi bir rüzgarın iliklerine işlemesiyle kanına karışan pişmanlığı arttırdı. Kalbi göğüs kafesine hızla çarpıyor, nefes almasını zorlaştırıyordu.
Gözlerinde akmayan yaşlar, yanağında bir morluk olan genç çocuk adamın yanına vardı. Adama hayatında gördüğü en acı çeken bakışı attı. O gözlerde ağlayamamanın verdiği acı, kabullenememe vardı. Kar fırtınası durmuştu belki ama karalar bağlamış çocuğun içine düşmüştü kar fırtınası.
Genç çocuk dizlerinin üzerine düştü. Abisine sesleniyor ama onu uyandırmayı başaramıyordu. Oysa abisi yüzünde geçmiş bir zamanda donmuş, sonsuza kadar aynı kalacak bir gülümsemeyle bir daha kıpırdamayacak morarmış dudaklarını aralayarak cevap vermiyordu.
Durmuş kalbini, buz kaplamış bir bedende arkasında bırakan gence sarıldı çocuk. Onu kucaklayıp üzerindeki karları atmaya çalıştı. Adam ne yapacağını bilemez halde neler olduğuna anlam veremeden birinin ona olanları açıklamasını bekliyordu.
Çocuk ağlamaklı bir sesle mırıldanıyordu. Abisinin çaldığı paraları görünce sinirlendiğinden, hayatta yapmayacağı bir şeyi yaparak o sinirle ona vurduğundan bahsediyordu. Para bu kadar önemli mi, diye haykırmıştı abisi. Kardeşinin canını daha fazla yakmaktan korktuğu için kardan ıslanmasın diye çaldığı kabanı ve paraları ellerindeki çanta niyetine kullandıkları tek eşyaya, çöp torbasına koyup mahcup bir şekilde kardeşinin hatasını öğrenir öğrenmez adama gelmişti. Vicdanı kardeşinin affedilmez hatasını temizlemek için onu kapının önünde tutmuştu. Kış soğuğu yerine ona bir an tatlı bir umut bahşedilmişti. Akşam karanlığında sadece onun görebileceği bir ışığa teslim etmişti kendini.
Çocuk fısıldayarak pişman olduğunu söylüyordu. Herkes bir hata yapmıştı. Adam elinde olmadan işin sonunda zarar gören hep iyiler oluyor diye düşünmüştü. Adam yanına çöktü. Torbadan kabanı çıkarttı, genç çocuğun omuzlarına bıraktı. Genç çocuk abisinin donmuş elini sıkıca tutarak diğer eliyle torbadan paraları çıkarttı ve gözleri sımsıkı kapalı, başı önüne eğik, adama uzattı. Adam paraları aldı ve çocuğun avucuna geri koydu. Adam da biliyordu o paralara karşısındakinden daha az ihtiyacı olduğunu. Hep eleştirdiği o insanlardan bir farkı olmadığını da anlamıştı sonunda. Çocuğun onu bakmak için zorladığı pencereden bakınca hayata, bütün insanlar aynıydı.
Yanlış kişiye sorduğumu biliyorum ama, diye fısıldadı çocuk gözlerini açamadan. Ağlayabilir miyim?
Yaptıklarından dolayı kendinde ağlama hakkını bile göremeyen bu küçük çocuk abisinin ruhuna sesini ulaştırabilmek için içinde tuttuğu bütün duygularla çığlık attı.
Genç çocuk adamın verdiği parayı avuçlarının arasında sıktı, ellerini yumruk yapmıştı. Gözyaşlarını saklamak için yumruk yaptığı elleriyle yüzünü beceriksizce kapatmaya çalışıyordu. Oysa nafile, genç adam kendini ağlamamak için dakikalardır tutmasından dolayı çocuğun yanaklarında oluşan kırmızılığı görebiliyordu. Çocuğun gözyaşları bir yağmur misali ellerinde tuttuğu paralara damlıyordu.
Öyle ya… Genç çocuğa bir mendil vermeliydi belki de, acı karşısında bir değeri olmayan paralar yerine.

