Ben Bir Siper’im Çanakkale’de

Çanakkale’de askerlere kol kanat germiştim. Onlar düşmanı nasıl alt edecekleri üzerine konuşurken bende görevim gereği onları mermilerden koruyordum.

İstiklal Marşı’mızdaki “Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın!” dizelerindeki siper bendim.

Savaş alanına bir bakış attım. Mermiler ve acı dolu feryatlar göğü, kan ve gözyaşları yeri kaplamıştı. Ama biliyordum ki hâlâ bir umut vardı. Memleketin dört bir yanından ve Çanakkale’nin her bir ucundan iyi haberler almaya devam ediyorduk. Vatan uğruna faniliğin sınırlarını zorlayan silah arkadaşlarımız ve yılmadan usanmadan, kar kış demeden vatan uğruna savaşmaya devam eden askerlerimiz sayesinde oluyordu bütün bunlar.

Sonunda komutan kararını verdi. Birlikler ayrılacak ve düşmanın etrafını saracaktı. Bazıları ise vakit kazandıracaktı. Zor olan kim olacağına karar vermekti lâkin buna gerek kalmadı. İyi nişancı olanlar gönüllü olmuştu, silahlarına sarılıp başımın üstünden ateş etmeye başladılar. Her silah sesiyle daha da fazla kan dökülüyordu. Sonunda beklediğim oldu…

Silah arkadaşlarımdan biri bilinçsizce tepeme yığıldı. Sıcak kanının içimdeki kum taneciklerine bulaştığını hissettim.

Bu şekilde günler, haftalar ve aylar geçti. Benliğimi delip geçen her mermiyle içimdeki kumlar azalıyor, beni delik deşik ediyordu. Elimdense izlemekten başka bir şey gelmiyordu.

Sonunda 18 Mart 1915 gününün şafağında, şafak kadar aydınlık bir haber geldi. Çanakkale Boğazı düşmanlardan temizlenmiş, zafer bizim olmuştu. Benim görevimde burada sona ermişti. Evet, belki bazı kahramanların aksine benim adım unutulacaktı ama ben biliyordum ki isimsiz kahramanlar arasında olacaktım ve bunu hak etmiştim.

Tıpkı tüm silah arkadaşlarım gibi…

Exit mobile version